3 Kuşak Teorisi – 08.2004

Ülkemiz reklam sektörünün geçmişi ve geleceği hakkında yorum yaparken başlıktaki kuşak hikayesini çok kullanırım. Sağda solda parça buçuk dile getirdiğim bu özgün teorimi (isimde esinlenme olduğunu kabul etmeliyim) aşağıda net bir şekilde ifade etmek istedim:

Girizgah:

Reklamcılık yaratıcılık işidir. O yüzden sektörü, şirketleri anlamaya ve anlatmaya çalışırken yaratıcıları referans almak çok da yanlış değildir. İyi bir ajansın lokomotifi yaratıcı liderdir. Onunla kanka bir sratejist ve tercihan troykayı tamamlayan müşteri ilişkileri beceriklisi mükemmel bir takım oluşturur. Başarılı ajanslarımızın iyi dönemlerinde bu tür ikili-üçlü ekipleri görürüz. (Ada, Manajans, Güzel Sanatlar, RPM, Reklamevi…) Ajansından ayrılıp kendi dükkanını açan kimi yaratıcıların performans düşüklüğü de bu şekilde açıklanabilir.

Eli Acıman öncesi:

Türk reklamcılık endüstrisinin “big bang”i olan Manajans öncesi dönemde yapılanlar el yordamıyla girişilen bireysel çabalardır. Ellilerde sanayileşmeye başlayan ülke seksenlerde “rekabet” kavramıyla tanışmış olup bu dönemde öne çıkan aktörlerin öncelikli meziyeti doğru zamanda doğru yerde bulunmalarıdır. Tabii ki daha yetenekli olan kimi isimler biraz daha çok öne çıkmıştır.

1.Kuşak

Türkiye’de organize reklamcılığın öncüleri ağırlıkla Manajans’da bu işe başlayıp sonrasında kendi ajaslarını kuran aydınlardır. Aydın lafı cümlede gelişigüzel kullanılmamıştır. Birinci kuşak reklamcıların çoğunun ilk işi reklamcılık değildir. Ülkede böyle bir sektör gelişirken memleketin okuyan-yazan kişileri değişik sektörlerden buraya akmıştır. Sonradan reklamcı olan bu aydınlar, mesleğin sağlam bir etik temel ve kurumsal altyapı üzerinde yükselmesinin teminatı olmuştur. Mesleki örgütlenmeyi ve ödüllendirme mekanizmasını kurmuşlardır. Türkiye’nin birinci kuşak reklamcıları şu sıralar emekli olma sürecindedir. Gözümüz yok ama işin öncüleri olarak haliyle güzel para kazanmışlardır. En iyi işleri, dönemin gözde mecrası gazete olduğu için, basılı reklamlardır. Yazı kökenli ve sol tandanslıdırlar. Sembol kişileri; Ersin Salman, Nazar Büyüm, Atilla Aksoy olabilir.

2.Kuşak

Bu kuşağa mensup reklamcıların da çoğu reklam/iletişim tahsil etmemiş ancak seksenli yıllarda başlayan meslek hayatlarında ilk ve tek yaptıkları iş reklamcılık olmuştur. Birinci kuşaktan daha ileride olsalar da “knowhow”larını yirmi yıldır süren kariyerleri boyunca ağırlıkla kendi imkanlarıyla geliştirmişlerdir. Son yıllarda sayısı hızla artan yayınlardan, eğitim olanaklarından fazlaca yararlanamadıkları, gelişen araştırma tekniklerine ve bilimsel yöntemlere fazla aşina olmadıkları için global çapta işler yapmaları sürpriz olur. Yetenekleri ve hedefleri yurdum insanını “konuşturan” işler yapmakla sınırlı görünmektedir. Meslek hayatlarının ilk dönemlerinde stratejik düşünüp kendilerine iyi brief veren reklamveren tipiyle karşılaşmadıkları için işbirliği refleksi gelişmemiştir. Herşeyi kendileri bilirler ve brif ne olursa olsun kendi düşünce kalıpları içinde çözüm üretirler. En iyi işleri televizyon reklamlarıdır. Hatta diğer mecraları çoğu zaman yok sayarlar. Sembol kişiler; Ali Taran, Serdar Erener, Hulusi Derici.

3.Kuşak                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         

Türk markalarının global ölçekte başarılı işlerine imza atacak yeni nesil iletişimciler sanırım  bu kuşaktan çıkacak. Temel farkları iletişimci olmaya üniversite, hatta lise yıllarında karar vermeleridir. (Geçenlerde bir arkadaşımın ortaokula giden oğluyla kariyer planı hakkında uzun bir görüşme yaptım. Reklamcılığı ciddi olarak düşünüyor.) Bizden farklı olarak doğdukları andan itibaren reklam izlemekteler. Bilgisayarla çocukluklarında tanışmış, ilk gençlik yıllarında reklamlar hakkında kafa yormaya başlamış, üniversitede bu işin teorisine vakıf olmuş bir kuşak… Ayrıca politik önyargıları da yok. Yaptıkları işi hazmetmişler. En iyi işlerini alternatif mecralarda yapacaklar. Hatta yaratıcı reklam fikirleriyle değil, yaratıcı medya kullanımıyla ayrışacaklar. Sembol kişiler henüz netleşmedi. Bu yolda ilerlediğini düşündüğüm bir kaç ismi verip diğerlerinin hevesini kaçırmayayım.

 

 

Pazarlama ve Marka Yönetimi

Bizim alanda da benzer bir sınıflandırmaya gidilebilir ancak fazla meşhur kişimiz olmadığından, sembol isimler bulmakta zorlanabiliriz. Birinci kuşağa altmışlı yıllarda Unilever’de Mamul Müdürlüğü, sonra Kopaş’ta Genel Müdürlük yapmış ve kabaca yirmi yıldır eğitim ve danışmanlık çalışmalarıyla mesleğimizin gelişimine katkıda bulunmuş olan Yener Tugay veya Benckiser’de büyük başarılara imza atan Caner Tunaman örnek verilebilir. Bu kuşağın ürün geliştirme ve dağıtım kanalları etkinliği ağır basar.

 

Özellikle seksenlerin sonunda çokuluslu deterjan şirketlerinde pazarlama kariyerine başlamış çok sayıda meslekdaşım ikinci kuşağa dahildir. Sembol isimleri netleşmemiş olsa da Ümran Beba (Frito Lay) ve Şule Şamlı (Eti) gibi bazı isimleri zikretmekde sakınca görmem. Çoğu üniversiteyi bitirdikten sonra pazarlama kariyerine karar vermiş, şirket eğitimleri ve konferanslarla kendini geliştirmiştir. Ara kuşaktır. Araştırma ve televizyon ağırlıklıdır.

 

Lisede ne yapacağına karar vermiş, üniversite ikinci sınıfta marka teorisini hatmetmiş, son beş yılda sayıları hızla artan pazarlama kitaplarını yalayıp yutmuş ve şu sıralar mezun olmak üzere olan üçüncü kuşak pazarlamacılarımız dünyayı sarsan işler yapacak, teoriler üretip kitaplar yazacaklar diye düşünürüm. Muhtemelen bu günlerde iş arıyorlar, kaçırmayın.

 

Son Söz

Tabii ki henüz kırklı yaşlarını süren ikinci kuşak reklamcı ve pazarlamacılar arasından da dünya çapında işler yapacak kişiler çıkması ihtimal dahilindedir. Hatta şöyle bir silkinip büyük işler yapmanın formüllerini araştırsalar fena olmaz diyorum.

 

 

 

Yorumlar
Bütün Yorumlar.
Yorumlar