Futbol dünyası

Türkiye iş dünyasındaki bazı dinamikleri anlatmak için çoğu zaman futboldan örnekler veririm. Hem çok göz önünde olduğu, hem de eleştiriye görece açık bir alan olduğu için. Malum, ülkemiz iş dünyası yönetim olarak “mükemmeldir” ve sıfır eleştiri prensibiyle çalışır. Yapıcı da olsa şirketlerimizin yaptıklarını eleştiremezsiniz, okullar için bilimsel vaka çalışması filan çıkmaz. Çünkü vaka çalışmalarında biraz soru işaretleri, tartışma konuları gerekir. Hâlbuki bizim iş insanlarımız öyle mi? Hepsi mükemmeldir, tartışacak ne var? O yüzden sadece “başarı hikâyeleri” yayınlanır henüz bir dünya markası yaratamamış özel sektörümüzden. Bundan dolayı, bazı sıkıntıları futbol üzerinden anlatmak iyi oluyor, bizim gibi “gördüğünü çalan” hakemler için.

Türk iş dünyasında global ve stratejik düşünen, uzun vadeli planlar yapan, markalar yaratıp tüketici ile ilişkisini geliştirerek katma değer yaratmaya çalışan iş insanları vardır tabii ki ama azalmaktadır. Çünkü bu tabloda hükümetlerin tercihleri de belirleyicidir. Seksenlerde devlet vizyoner iş insanlarını destekleyince doksanlarda hızla büyüyen markalarımız, global ölçekte iş yapan gruplarımız artmış, biz de acaba Kore gibi mi oluyoruz diye gaza gelmiştik. İki binlerde tablo değişti. Şimdilerde tüketiciye değil otoriteye yakın olmak geçer akçe.

Şansımızı zorlamayıp futboldan örnekleyerek devam edelim… Doksanlarda Beşiktaş ve Galatasaray’ın istikrarlı kadroları, çağdaş yönetim örnekleri önemli başarılar getirmiş, bu süreç 2002 yılında dünya üçüncülüğü ile taçlanmış idi. İşin magazin boyutu her zaman vardı ve olacaktır ama yine o dönemde işi ciddiye alan, dinlenen analistler, eleştirmenler çıkmıştı ortaya. Sonrasında tablo değişti. Bu alandaki “şişirme” gelirden nemalanmak isteyen vasatlar futbolun hemen her alanında işe hâkim oldu. En tepeden kulüplerdeki yöneticilere, antrenörlere, futbolculardan menajerlere kadar futbolumuzdaki aktif aktörlerin hiçbirinin dünyanın başka yerinde iş yapma yetkinliği yok gibidir. Burada yaratılan ve şişirilen bir geliri paylaşmak üzere çoğu zaman ahlak kurallarını zorlayan bir tezgâh kurmuş durumdalar.

Çağdaş yönetim teknikleriyle örnekleyelim. Örneğin benim bildiğim Türkiye’de şimdiye kadar yapılan taraftar araştırmaları beş değil. Hadi yanıldım on olsun. Hâlbuki büyük takımlar yılda birkaç kez, diğerleri de bir kez yaptırmalı bunu. Dünyanın tüm markaları, kurumları, siyaseti böyle yönetiliyor.

Takımlarımız sürekli transferler yapıyor. Acaba şimdiye kadar bir takımda bu alımlarda herhangi bir İK süreci çalıştı mı? Adaylar psikolojik testlerden geçirilerek takıma, bölgeye, markaya uyumu ölçüldü mü? Yetkinlikleri test edildi mi? Sonrasında motivasyon, koçluk vb. eğitimler verildi mi, veriliyor mu?

Kaç kulübümüz çağdaş marka yönetimi tekniklerini uyguladı, kaçı üst düzey profesyonel bir marka kimlik tasarım ajansıyla çalıştı, kaç tanesi profesyonel sosyal medya yönetimi yapıyor, kaç tanesi takıma uygun slogan ve marşlar çalışmak üzere bir profesyonelin kapısını çaldı? Eee bunlar çok para değil mi? Yukarıda bahsettiklerim yirmi bin avroyu geçmez. Hiç oynatmadığı bir futbolcuya milyon euro sayan takımlarımıza duyurulur.

İş dünyasında kurumsal şirketlerde nitelikli profesyonellere rastlıyoruz ama futbolda hiç rastlamadım gibi. Takımlarımızda futbolcu, menâjer ve teknik adamlardan oluşan çeteler işleri kendi çıkarları doğrultusunda yürütmek için ortak bir çaba içindedirler. Örneğin buraya takımı çalıştıracak, koşturacak, zorlayacak bir teknik direktör getirdiğinizde direnirler. Bazı futbolcular bile bile oynamaz ve bu hayalperest arkadaşın kuyusunu kazarlar. Ülkemizde taraftarın sabrı dört, bilemedin beş maç olduğu için de tezgâh çalışır. Sonrasında medya da devreye girer ve “futboldan anlamayan” bu teknik direktör ayrılır, yerine hepimizin bildiği, annemizin liginde kendisini ispatlamış Ertan abi gelir ve sistem devam eder. Peki, bu ortamda Türk futbolu nereye gider? Hiçbir yere.

Şu an Fenerbahçe’de yaşanan budur; Bu tabloyu değiştirmek isteyen yetkin bir yönetim ekibi ve bunlara karşı vasatların direnişi. Umarım yönetim ve taraftar sabırlı davranır ve attığı adımların arkasında kararlı durur. Biz de ülkemiz futbolu adına yeni bir başarı hikâyesi yaşarız.

Not: Bu yazı cumartesi gündüz gönderilmiştir. Yani Sivas-Fenerbahçe maçı oynanmadan önce çünkü yazdığım şeyin skorla bir ilgisi yoktur, ülkenin gerçeğidir. Ben de Eskişehirspor taraftarı, Beşiktaş sempatizanıyım ama önceliğim Türk futboludur ve gördüğümü çalarım.

Yorumlar
Bütün Yorumlar.
Yorumlar